10 Ocak 2011 Pazartesi

Mimi Sorunu

İlk günler iyi geçti. Uyumadan önce "mimi? mimi?" diye soruyordun ben sana "Ama sen onu çöpe attın" diyordum ve sen birşeyler söyledikten sonra bırakıyordun. Ama haftasonu artık ağlamaya başlayıp gözyaşı dökünce acaba doğrusunu mu yapıyoruz diye de düşündüm.
Bunu bırakmak zorundayız diye bir şartı yok ki. İnternette de, her yerde de, yazıyor uyumak için kullanıyorsa 3 yaşına kadar kullanabilir diye. O zaman biz neden inat ediyoruz bıraktırmaya anlamıyorum. Evet sen sadece uyumak için değil aklına geldikce istiyorsun ama....
İnsanlar yolda görünce "eee kocaman bebek hala emzik mi kullanıyor" diye soruyorlar. Ben onlara "sen neden çanta kullanıyorsun" ya da "benim özelime" yada en doğrusu "bebeğimin özeline neden karışıyorsun?" diye soruyor muyum?
Neyse anlayacağınız biraz gerildim bu mimiden dolayı üzülmelere. Bakalım daha ne kadar gidecek . Ya da daha doğrusu ben ne kadar dayanabileceğim senin bu üzüntüne....

7 Ocak 2011 Cuma

Mimi'nin Sonu

Dün Sevil (bakıcın) beni arayıp senin mimiyi son 2 saattir istemediğini söyledi. Şaşırdım ama arada çok güzel oyun oynadığın zaman mimiyi istemediğin zamanlar olduğundan fazla da üstünde durmadım.

Miminin ucuna karabiber sürmüş biraz sen de ağzına alınca "ıy uyyy öğğ" diyince "evet pis" demiş sonra da sen gidip mimini çöpe atmışsın. Atış o atış :)

Dün gece uyumada önce mimini sordun ama ben sana "eee Batucğum minini çöpe attın ya mimi çöpte burada yok" dedim sen "eeee mimi???" diye tekrar birkaç kere sordun hatta bayağı bir konuştun (tabii ben anlamadım dediklerini :)) ama "mimi mimi" diye 1-2 dakika konuştun. Ama inat ettim ve "yok canım yok çöpte" dedim ve bence harika birşey oldu ve sen mimisiz uyudun. Gece de mimi demedin. Evet uyandın elimi tuttun, kolumu okşadın ama mimi demedin.

Galiba büyüyorsun Batu :) Seni büyürken seyretmek çok güzel :)

Hadi bakalım miminin sonu geldi umarım bezin de sonu gelir :)

Demonstratif kişilik göstergesi

Başlığı okuyunca ben de "Amanın bu nasıl bir ciddiyettir" dedim ama başka bir cümle aklıma gelmiyor yaptıklarını düşündükce :)

Şu sıralar canım biraz sıkkın. Teyzen, yani ablam, hastanede yatıyor ve ben öğlenleri çıkıp onun yanına gidiyorum. Hem kendime hem sana pek zaman ayıramıyorum bu sebeple ama haftasonu bunu telafi edeceğim.

Neyse teyzenin durumu yüzünden benim tabii ki canım biraz sıkkın, ve biraz da gerginim. Geçen gece eve döndüğümde babanla konuşurken biraz hararetlenmeye başladı konuşma. Kavga diyemem saçma bir olaydı, sesler bile yükselmedi, ama gerginlik oluşmaya başlamıştı. Ve sen yapacağını yaptın ve 21 aylık olarak kişiliğini ilk defa bu kadar demonstratif bir şekilde bize gösterip kulaklarını ellerine kapayıp başını sallamaya başlayıp naninaninaninani diye bağırarak kendi kendine şarkı söylemey başladın. Tabii biz babayla şok :) O anda bize "sizi duymak istemiyorum" "ne konuşacaksanız ya doğru dürüst konuşun ya da yanımda konuşmayın" mesajı verdin bu yaşında bizi hizaya getirdin ve biz babanla hata yaptığımızı anlayıp hemen sarıldık birbirimize. Hemen ben babanı öptüm öptüm sonra "gel Batucuğum seni de öpeyim" dedim ve seni de öptüm öptüm.
Şaşırdım ve asında çok çok gururlandım. Neden mi çünkü bu yaşta kendini dış etkenlerden korudun (dış etkenler bizim babanla sürtüşmemiz oluyor :)) çünkü bize doğruyu gösterdin ve kişiliğinin aslında ne kadar sağlam temellere oturmaya başladığını gösterdin. Seninle inanılmaz gurur duydum. Biliyorum ömür boyu hep negtaifliklerle karşılaşacaksın ama en azından kendini korumayı öğrenmeye başladın bile şimdiden, içimi rahatlattın.
Birtanemsin....

29 Aralık 2010 Çarşamba

Öz EleŞtiRi

Bunu yazıp yazmama konusunda çok kararsız kaldım aslında. Ama yazmak istedim. Herşeyin güllük gülistanlık olmadığını, aslında çocuklu hayatın ne kadar zor olduğunu anlatmak istedim. Biraz kendimi eliştirmek, biraz kendime durumu açıklamak, biraz da kendime çeki düzen vermek için yazmak istedim.

Belki anlamışsındır senden önce çok sosyal çok gezen birisiydim. Babanla her hafta en az 2 kere dışarda yemek yer, haftasonları oraya buraya gider, hafta içi arkadaşlarımla cinemaya giderdim. Sonra hamile olduğumu öğrendim ve inanılmaz sevindim (bakınız ilk yazılarım :)) ve Ayşe Öner kurslarına gitmeye başladım(k). Ve bebeklerdeki en önemli şeyin rutin olduğunu öğrendik. Her zaman aynı saatlerde yemek yemek, aynı saatlerde banyo yapmak, aynı saatlerde yatmak bebeklerde/çocuklarda huzuru sakinliği ve güveni getiriyordu. O yüzden seninle her yaptığımız bir saat çizelgesine uymaya başladı. Aynı saatlerde yemek yemek, aynı saatlerde banyo yapmak, tv seyretmek sütünü içmek ve uyumak. Bu rutini çok çok az değiştirdik hatta hiç değiştirmedik diyebiliriz ama bu rutin bize de ne yazık ki tekdüzeliği getirdi. Romantikliği götürdü. Evet sakinliği ve huzuru getirdi ama o sevgiliye karşı hissettiğin kalp çarpıntısını, o heyecanı götürdü. Artık babanla ne bir şekilde konuşabiliyor ne bir şekilde iletişim kurabiliyorduk. Çünkü seninle beraber ya ben uyuyor ya da ben uyanıksam baban uyuyordu.
Bu ilişkimizi yıprattı, ve yıpratıyor da...
Ayrıca o gezmeler o istediğin zaman istediğin yere gitmeler de kalmadı, kalamadı :)
Özgürlüğüm kısıtlandı.
Sonra bir de seni en güzelinden yetiştirme endişesi başladı. Hangi oyunu oynatsam da sana neler öğretse. Hangi oyun grubuna gitsem de gelişimini hızlandırsa, tamamlasa, pekiştirse. Nasıl davransam da çok mutlu olsan, efendi ve söz dinleyen bir çocuk olsan. Ne yapsam da mükemmel ya da en azından iyi bir anne olsam. Bu sorumlulukların (sıkıntıların) içinde boğuldum.
Çok soru var ama çok az doğru cevap. O cevapları da bulmak ayrıca bir iş.
Ve ben galiba sonunda çok yüklendim kendime. Herşey üst üste geldi. Mükemmel bir anne olmaya çalışmak, romantik ve iyi anlaşan bir karı koca olmak ve sosyalliğini yaşamak isteyen bir birey olmak bir şekilde aynı ben'e oturmadı. Belki de herşeyi zamana bırakmam gerekir. Belki de kendimi biraz rahatlatmam gerekir, yani sen eninde sonunda büyüyeceksin yani bu oyunla mı büyüsün yok şu oyunla mı büyüsün diye kafa yorarken bıraksam kendi bulduğun oyunlarla büyüsen en doğrusu olmaz mı. Belki her gece seni uyuttuktan sonra kendimi zorlasam ve uyuyakalmasam ve kalkıp babanla konuşmaya çalışsam. Belki arada kendime kaçamaklar ayarlasam birileriyle ya da yalnız ama biraz bazen kendimi uzaklaştırabilsem. Aslında ben sorularımın cevaplarını biliyorum problemlerimin çözümünü de biliyorum ama neden yapmıyorum işte onu bilmiyorum.
Biraz daha düşünmem gerek diyorum ama aslında düşünme sırası değil hareket geçme sırası şu an. Bunu yapmazsam ne ben mutlu olacağım ne de etrafımdakileri mutlu edebileceğim.
Bakalım zaman bana neler getirecek....

Bunu sana bir yargılama, ya da senin yüzünden bunlar oldu şeklinde değil hatta senin için saçımı süpürge yaptım al bak oku olarak değil de çocuk yapacaksan önce bunları oku düşün öyle yap demek için yazdım :) Birazcık da kendimi dinlemek için :)

Seni seviyorum tatlım

YıLbaŞı EğLeNceSi

29 Aralık 2010


Bu haftasonu Iraz tüm oyun gruplarını toplayıp bir yılbaşı partisi düzenledi.


Çok eğlendik biz. Önceleri daha ortalıkta pek kimse yokken etrafta dolaştın beni hiç tınlamadan oraya buraya gidip inanlarla kaynaştın ve etrafta dans ettin. Açık büfe olan yerde pilavın içindeki kocaman kağığı alıp yaladın :) insanların elindeki yemeklere musallat oldun ve acaip keyifle kara tahta önünde oynadın.


Aslında bu yazıyı yazmamın sebebi kendine o kadar çok güvenen bir bebeksin ki, pardon aslında bebek demek yanlış artık kocaman adam olsun aslında :) etrafta öyle bir özgüvenle dolaştın ki hiç arkanı dönüp de annem geliyor mu benimle diye bakmadın :)


oynayan çocukların yanına gidip oyuna katıldın yada cocuklarına mama yediren adamın yanına gidip ilgi ve mama istedin.


Seninle aslında inanılmaz gurur duydum çünkü çoğu çocuk annelerinin dibinden ayrılmıyorken sen hic çekinmedin hiç beni aramadın kendince dolaştın.


Sonra etraf çok kalabalık olmaya başladı ve oyunlar oynanmaya başladı. Sen bayagı bir eğlendin, keyif aldın ama bir süre sonra sana çok gelmeye başladı ve ağlamaya başladın. Seni hemen alıp arka oyun odasına götürdüm ve orada gecemizi sakin ve huzurlu bir şekilde bitirdik.


Bu arada oyunlar oynanırken bir çocuk birden üstüne atlayıp boğazına sarıldı ve berbaer yere düştünüz, o kadar korktum ki canın acıdı ya da korktun diye müdahelede bulunmak istedim ama sağolsun çocuğun annesi uçarak gelip kendi oğlunu alınca ve senin de bu durumdan acayip eğlendiğini görünce rahatladım ve olayı kendi haline bırkatım.


Batu ne alem çocuksun; diğer çocuk üstüne atladı seni boğmaya çalıştı yere yığdı ve kaltığında yüzünde kocaman bir gülümseme vardı :)


Seni bazen bu yüzden çok seviyorum çünkü art niyetin yok yani o çocuğun oyun oynadığını sandın ve bunu keyifle neşeyle karşıladın :) Ne kadar saf ne kadar temizsin daha Batu...


Seni seviyorum tatlım

15 Aralık 2010 Çarşamba

Uyku harikaları - Uyku öncesi ritüelleri - Uyku Sevişmesi

15/01/2010
Dün gece yine yapacağını yaptın :)

Ikea'ya gittik sana birşeyler almak için. Şu sıralar Montessori eğitimine takıldım o yüzden sana plastik çatal bıçak seti, ve oyuncaklarını koyup totalde görebilmen için derli toplu duracak bir raflı dolap aldık. Umarım seversin :)

Ama anlatmak istediğim akşam seninle yatakta uyku öncesi ritüelin :)

Eğer pek uykun yoksa önce şirinlikle başlıyorsun. Annesiiii anne anne diye adımı sayıklıyorsun, sonra emziğini çıkarıp beni öpüyorsun, ben de tabii dayanamayıp karşılık veriyorum, efendim canım diyorum efendim birtanem diyorum :) sonra oyunların devam ediyor ve kolumu okşamaya başlıyorsun, oradan ellerini yüzüme koyuyorsun ve yüzümü avuçluyorsun sonra orası olmadı gıdığımın altına koymaya çalışıyorsun. Sonra baktın o kadar dokunmak yetmiyor üstüme çıkıp üstümde yatıyorsun. Kafanı (alnını) dudaklarıma koyup bastırıyorsun ve zorla kendini öptürtüyorsun :) Sonra kafanı kaldırıp gözlerimin içine bakıyorsun emziğini çıkarıp dudaklarımdan öpüyorsun. Sonra hoop emzik yine ağıza kafa yine dudaklarıma oradan da göğsüme. Bu oyunların bir 5-10 dakika sürüyor herhalde :)
Sonra yoruluyorsun ve kafanı omzuma koyup bedenini bana yaslayıp yavaş yavaş uykuya dalıyorsun.
Bu ritüellerin o kadar keyifli o kadar duygu dolu oluyor ki ben mest oluyorum :)
Hep diyorum ve galiba hep diyeceğim günün en güzel saati seni uyutmaya çalıştığım saat :)
İyi geceler bebeğim :)

13 Aralık 2010 Pazartesi

Mükemmel Ter Kokusu

13 Aralık 2010
Dün gece baban yan odada yattı. Benim işime geldi çünkü biiiir çoook horluyor ikincisi ise ben seninle aynı yatakta uyuyabildim :)
O kadar büyük yatakta gelip sırtıma yatabilen bir tek baban var sanıyordum ama o yeteneği senin de aldığını dün gördüm :)
Öncelikle o kadar güzel uyuyorsun ki... Derin derin nefes alıyorsun, arada mırıldanıyorsun ama en güzeli ensen ve boynun sıcaktan terliyor ve o kadar güzel ter kokuyorsun ki. Geceleri bazen uyanınca eğilip bu kokunu içime çekiyorum. Galiba dünyanın en güzel kokusu bu....
Keşke bazen bu kokuyu hapsedip istediğim zamanlar koklayabilsem diye düşünüyorum. Çok isterdim. Gün içinde işteyken seni inanılmaz özlüyorum. Web cam den seni seyrediyorum ve çok daha çok burnumda tütüyorsun....İşte o zamanlar o koku yanımda olsa da onu koklayabilsem diye düşünüyorum.
Neyse dün gece uyumadan önce kokunu uzun uzun içime çektim. Yanağını öptüm, yanağımla seni okşadım. Sonra da elini tuttum ve uyudum. Tabii deliksiz değildi bu uyku :) Önce sen geldin üstüme yattın, seni ortaya ittirdim üstünü örttüm ve uyudum. Sonra sen döne döne uyudun ve ayaklarını sırtıma dayadın ittirip durdun :) Seni ortaya ittirdim üstünü örttüm ve uyudum. Sonra sen mırıldandın elimi aradın beni aradın ve yüzümü okşadın kolumu okşadın ve bana iyice sokuldun. Seni ortaya ittirdim üstünü örttüm ve uyudum :) Bütün gece böyle gitti :)
Şikayet mi ediyorum? Hayır asla cünkü ben hep dokunmatik bir çocuğum olsun istedim. Ve sen en dokunmatik cocuksun gördüğüm. Kucağımda otururken kolumu okşuyorsun, uyumadan önce ellerini gıdığımın altına sokuyorsun, bazen yüzümü ellerinin arasına alıyorsun, bazen de illa bir yerin değsin bana diye bana yaslanıyorsun. Yani istediğim oldu ve mükemmel dokunmatik bir çocuğum oldu :)
Seni seviyorum tatlım...