1 Şubat 2012 Çarşamba
Salganyoz
Mutfak penceresinin önündeki mermere cikip 'annesi baak ben salganyoz oldum' demene bayiliyorum....
31 Ocak 2012 Salı
Süt parası
Her sabah işe gitmek bazen senin mızmızlanmana bazen üzülmene sebep olunca Sevil sana "anne baba işe gidip sana süt parası kazanmaları gerekiyor" açıklamasını yapmış :)
Eh haliyle bizim işe gitmemiz sana hep "süt parası"nı düşündürtüyor. Bu sabah uyku sersemliğiyle bana "Annesi işe gitme" dedin. Ben de "ama gitmem gerek bebeğim" cevabını verince sen elini kaldırıp omuzlarını silkip "ama evde süt var annesi" demen beni öldürdü :)
Bu yaşta bu mantık HARIKA!!!!!
12 Aralık 2011 Pazartesi
Zaman....
Uzun zaman oldu yazmayalı... hayat o kadar çabuk akıp gidiyor ki... bir yerinden tutayım kaçmasın derken daha da hızlı kaçıyor ve ucunu bile tutamıyorsunuz... bu gün biraz sıkkınım... daha doğrusu mutsuz... yazsam mı buraya diye düşündüm uzun bir süre, bu blogu sana, oğluma, hediye olsun diye yazıyorum ama hep güzel zamanlar, hep neşeli zamanları yazmak iki yüzlülük olur diye düşünüyorum... her evlilikte, her çocuk büyütümünde bir zorluk olur, çıkar karşına, bunları yazmamak bence körlük olur, hayalperestlik olur... şu sıralar canım sıkkın çünkü babanla kavga ediyoruz sürekli... yorulduk galiba... evden, hayattan, koşturmaktan, belki de birbirimizden... sabır kalmadı, ne birbirimize, ne de hayata.... sen de pek yardımcı olmuyorsun şu sıralar bize... sınırları zorluyorsun sürekli, beni zorluyorsun sürekli... bir vurma başladı geçmedi gitti, buna bir de saç çekme katıldı ya da fırlatma... haa kaş çekme vardı onu geçen gün sen kucağımdayken "tatlım canımı acıtıyorsun" dedim ve sen devam edince "bak canım acıyor nasıl acıyor" diye ben senin kaşını çektim ve senin canın yandı... o zaman anladın galiba "canım acıyor" demenin ne olduğunu ve artık kaş çekmiyorsun... ama her bana vurduğunda her bana birşey fırlattığında ben de bunu sana yapamam ki... e ne oluyor... sen ne yaptığının sonucunu görmüyorsun hissetmiyorsun ve devam ediyorsun... dün seninle oynarken hatta oynamayı bırak seni severken sen birden kafama armonikanı attın... kaşımın üstüne patladı ve inanılmaz canım acıdı ve ben hüngür hüngür başladım ağlamaya... "üzülme anne, ağlama anne" diye 2 kere söyledikten sonra içeri salona gittin ve tv seyretmeye başladın... anlam veremedim... veremiyorum zaten... belki de vermemek gerek "cocuktur" diye düşünüp geçmek gerek... ama işte babanla da kavgalı olunca kırgın olunca toparlayamıyorum... şu sıralar ev üstüme geliyor... sen üstüme geliyorsun.. hayat üstüme geliyor... kalkamıyorum altından... çabalıyorum tam su üstüne çıktım diyorum ama yine beni birşeyler suyun atına çekiyor... kendimi çok sorguluyorum, neyi doğru yapıyorum neyi yanlış yapıyorum daha iyi nasıl olabilir diye... çok acımasız oluyorum kendime... şu sıralar hiçbir şeyden mutlu değilim... ne hayattan, ne işten, ne evden, ne de senden... bu seni sevmediğim anlamına gelmiyor, kesinlikle bunu karıştırma, ama ağır geliyor herşey ve ben altından kalkamıyorum... zaman diyorum kendime... sadece zaman....
28 Kasım 2011 Pazartesi
merci
Mutluluk anı: gecenin birinde Batu uyanip su istiyor gozler kapali yatakta dagilmıs bir sekilde su uzatiyorum ve Merci duyuyorum :)))) uyku sersemligiyle bile verilen suya merci diyor benim nazik sevgilim :)))))
Paha bicilemez gurur anı buna denir :))))
5 Ağustos 2011 Cuma
"Abi bu nereli?" :)
Sana hamile kaldığımda ilk aldığın hediye bir tahta bisiklet :)
Nasıl anlamadım dediğini duyar gibiyim... Evet ben hamile olduğumu öğrendikten 3 ay sonra ablam, Dilekoş, sana bir tahta bisiklet aldı. Pedalsız huş ağacı renginde kırmızı seleli harika bir bisiklet.
(Bu arada araya bir extra hikaye sokmak istiyorum; Dilek bisikleti alırken üreten beyfendi sormuş çocuğunuz kaç yaşında seleyi ona göre ayarlayalım diye. Dilekoş da bebek daha 3 aylık ama hala anne karnında :) Adam o kadar şaşırmış ve o kadar gülmüş ki ilk defa böyle bir sipariş alıyorum demiş ve extradan indirim yapmış :) Böyle de deli bir ablam var :) )
Neyse şu anda Ağustos sıcağında Sevil'e seni dışarı çıkartmamasını söyledik cünkü dışarısı 31 derece ile başlıyor ve gün ortalarında çok daha yükseliyor ve başına güneş geçmesinden korkuyoruz. O yüzden de tüm gün evde onunla olduğundan baban her akşam iş çıkışı seni alıp sahile parka götürüyor. Bu götürmelerde de bazen bisikletini yanına alıyor ve sen o minicik boyunla vızır vızır o bisikleti inanılmaz güzel kullanıyorsun. Geçen akşam yine o bisikletle dışarı çıkmıştık. Bu sefer ben de katılmıştım. küçük bir tepecik var oraya gidip sen kendini oradan gayet güzel bir şekilde aşağıya bırakıyorsun. O akşam birkaç bisikletli çocuk (5-6 yaşlarında) bisikletine takıldılar. "Aaa bu nasıl bir bisiklet, bakabilir miyiz" filan dediler. Sen birisine bisikletini verdin ve onun büyük bisikletine binmeye çalıştın :) O sırada çocuk da tepeden aşağıya birkaç kere inip kaydı. Sonra sen kendi bisikletini geri istedin çocuk verdi ve sen geri alınca ona "Merciii" dedin. Çocuk dönüp babana "Abi bu nereli" diye sormuş : )))))
Bu hikaye o kadar hoşuma gitti ama bir o kadar da düşündürdü. Seni nazik yetiştireyim derken acaba fazla mı nazik oldu :) Sana birkaç kere Teşekkürler dedirtmeyi denedim ama olmadı çıkmadı ben de en kolayı merci diye onu öğrettim. Ama o kadar güzel öğrendin ki artık ne verirsek verelim kim verirse versin aldığın zaman birisinin elinden birşey Merci diyorsun :)
Baban ve ben seninle inanılmaz gurur duyuyoruz :)
Nasıl anlamadım dediğini duyar gibiyim... Evet ben hamile olduğumu öğrendikten 3 ay sonra ablam, Dilekoş, sana bir tahta bisiklet aldı. Pedalsız huş ağacı renginde kırmızı seleli harika bir bisiklet.
(Bu arada araya bir extra hikaye sokmak istiyorum; Dilek bisikleti alırken üreten beyfendi sormuş çocuğunuz kaç yaşında seleyi ona göre ayarlayalım diye. Dilekoş da bebek daha 3 aylık ama hala anne karnında :) Adam o kadar şaşırmış ve o kadar gülmüş ki ilk defa böyle bir sipariş alıyorum demiş ve extradan indirim yapmış :) Böyle de deli bir ablam var :) )
Neyse şu anda Ağustos sıcağında Sevil'e seni dışarı çıkartmamasını söyledik cünkü dışarısı 31 derece ile başlıyor ve gün ortalarında çok daha yükseliyor ve başına güneş geçmesinden korkuyoruz. O yüzden de tüm gün evde onunla olduğundan baban her akşam iş çıkışı seni alıp sahile parka götürüyor. Bu götürmelerde de bazen bisikletini yanına alıyor ve sen o minicik boyunla vızır vızır o bisikleti inanılmaz güzel kullanıyorsun. Geçen akşam yine o bisikletle dışarı çıkmıştık. Bu sefer ben de katılmıştım. küçük bir tepecik var oraya gidip sen kendini oradan gayet güzel bir şekilde aşağıya bırakıyorsun. O akşam birkaç bisikletli çocuk (5-6 yaşlarında) bisikletine takıldılar. "Aaa bu nasıl bir bisiklet, bakabilir miyiz" filan dediler. Sen birisine bisikletini verdin ve onun büyük bisikletine binmeye çalıştın :) O sırada çocuk da tepeden aşağıya birkaç kere inip kaydı. Sonra sen kendi bisikletini geri istedin çocuk verdi ve sen geri alınca ona "Merciii" dedin. Çocuk dönüp babana "Abi bu nereli" diye sormuş : )))))
Bu hikaye o kadar hoşuma gitti ama bir o kadar da düşündürdü. Seni nazik yetiştireyim derken acaba fazla mı nazik oldu :) Sana birkaç kere Teşekkürler dedirtmeyi denedim ama olmadı çıkmadı ben de en kolayı merci diye onu öğrettim. Ama o kadar güzel öğrendin ki artık ne verirsek verelim kim verirse versin aldığın zaman birisinin elinden birşey Merci diyorsun :)
Baban ve ben seninle inanılmaz gurur duyuyoruz :)
21 Temmuz 2011 Perşembe
Büyüyorsun
Büyüdüğünü günden güne görüyorum :)
Eskiden acaba yatağın ortasına bir kapak gibi birşey mi koysak diye düşünüyordum yatağın içinde fazla dolaşma diye o kadar miniktin ki yatak senin galiba 3 katın filandı....
Eskiden seni kucağıma aldığımda gayet rahat hareket edebiliyorum ama şimdi benim yarımdan daha büyüksün :)
Kucağımda uyutuyorken seni şimdi yanımda yatarak uyutuyorum...
Ama bu sabah beni en çok sarsan o güzel ekşimiş ter kokun yok artık :(
Her sabah seni alır kucagıma enseni bir derin nefes çekerek koklardım. O ekşimiş ter kokun nasıl gelirdi bana anlatamam. Dünyanın en güzel kokusuydu o :) Ama şimdi bu sabah kokladığımda ne yazık ki yoktu o koku. Ter kokusu gitmişti aslında. Üzüldüm, dedim bebeğim büyüyor ve çocuk oluyor.
O harika ekşimsi ter kokunu özleyeceğim tatlım :)
Eskiden acaba yatağın ortasına bir kapak gibi birşey mi koysak diye düşünüyordum yatağın içinde fazla dolaşma diye o kadar miniktin ki yatak senin galiba 3 katın filandı....
Eskiden seni kucağıma aldığımda gayet rahat hareket edebiliyorum ama şimdi benim yarımdan daha büyüksün :)
Kucağımda uyutuyorken seni şimdi yanımda yatarak uyutuyorum...
Ama bu sabah beni en çok sarsan o güzel ekşimiş ter kokun yok artık :(
Her sabah seni alır kucagıma enseni bir derin nefes çekerek koklardım. O ekşimiş ter kokun nasıl gelirdi bana anlatamam. Dünyanın en güzel kokusuydu o :) Ama şimdi bu sabah kokladığımda ne yazık ki yoktu o koku. Ter kokusu gitmişti aslında. Üzüldüm, dedim bebeğim büyüyor ve çocuk oluyor.
O harika ekşimsi ter kokunu özleyeceğim tatlım :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)