31 Ocak 2012 Salı
12 Aralık 2011 Pazartesi
Zaman....
Uzun zaman oldu yazmayalı... hayat o kadar çabuk akıp gidiyor ki... bir yerinden tutayım kaçmasın derken daha da hızlı kaçıyor ve ucunu bile tutamıyorsunuz... bu gün biraz sıkkınım... daha doğrusu mutsuz... yazsam mı buraya diye düşündüm uzun bir süre, bu blogu sana, oğluma, hediye olsun diye yazıyorum ama hep güzel zamanlar, hep neşeli zamanları yazmak iki yüzlülük olur diye düşünüyorum... her evlilikte, her çocuk büyütümünde bir zorluk olur, çıkar karşına, bunları yazmamak bence körlük olur, hayalperestlik olur... şu sıralar canım sıkkın çünkü babanla kavga ediyoruz sürekli... yorulduk galiba... evden, hayattan, koşturmaktan, belki de birbirimizden... sabır kalmadı, ne birbirimize, ne de hayata.... sen de pek yardımcı olmuyorsun şu sıralar bize... sınırları zorluyorsun sürekli, beni zorluyorsun sürekli... bir vurma başladı geçmedi gitti, buna bir de saç çekme katıldı ya da fırlatma... haa kaş çekme vardı onu geçen gün sen kucağımdayken "tatlım canımı acıtıyorsun" dedim ve sen devam edince "bak canım acıyor nasıl acıyor" diye ben senin kaşını çektim ve senin canın yandı... o zaman anladın galiba "canım acıyor" demenin ne olduğunu ve artık kaş çekmiyorsun... ama her bana vurduğunda her bana birşey fırlattığında ben de bunu sana yapamam ki... e ne oluyor... sen ne yaptığının sonucunu görmüyorsun hissetmiyorsun ve devam ediyorsun... dün seninle oynarken hatta oynamayı bırak seni severken sen birden kafama armonikanı attın... kaşımın üstüne patladı ve inanılmaz canım acıdı ve ben hüngür hüngür başladım ağlamaya... "üzülme anne, ağlama anne" diye 2 kere söyledikten sonra içeri salona gittin ve tv seyretmeye başladın... anlam veremedim... veremiyorum zaten... belki de vermemek gerek "cocuktur" diye düşünüp geçmek gerek... ama işte babanla da kavgalı olunca kırgın olunca toparlayamıyorum... şu sıralar ev üstüme geliyor... sen üstüme geliyorsun.. hayat üstüme geliyor... kalkamıyorum altından... çabalıyorum tam su üstüne çıktım diyorum ama yine beni birşeyler suyun atına çekiyor... kendimi çok sorguluyorum, neyi doğru yapıyorum neyi yanlış yapıyorum daha iyi nasıl olabilir diye... çok acımasız oluyorum kendime... şu sıralar hiçbir şeyden mutlu değilim... ne hayattan, ne işten, ne evden, ne de senden... bu seni sevmediğim anlamına gelmiyor, kesinlikle bunu karıştırma, ama ağır geliyor herşey ve ben altından kalkamıyorum... zaman diyorum kendime... sadece zaman....
28 Kasım 2011 Pazartesi
merci
Mutluluk anı: gecenin birinde Batu uyanip su istiyor gozler kapali yatakta dagilmıs bir sekilde su uzatiyorum ve Merci duyuyorum :)))) uyku sersemligiyle bile verilen suya merci diyor benim nazik sevgilim :)))))
Paha bicilemez gurur anı buna denir :))))
5 Ağustos 2011 Cuma
"Abi bu nereli?" :)
Sana hamile kaldığımda ilk aldığın hediye bir tahta bisiklet :)
Nasıl anlamadım dediğini duyar gibiyim... Evet ben hamile olduğumu öğrendikten 3 ay sonra ablam, Dilekoş, sana bir tahta bisiklet aldı. Pedalsız huş ağacı renginde kırmızı seleli harika bir bisiklet.
(Bu arada araya bir extra hikaye sokmak istiyorum; Dilek bisikleti alırken üreten beyfendi sormuş çocuğunuz kaç yaşında seleyi ona göre ayarlayalım diye. Dilekoş da bebek daha 3 aylık ama hala anne karnında :) Adam o kadar şaşırmış ve o kadar gülmüş ki ilk defa böyle bir sipariş alıyorum demiş ve extradan indirim yapmış :) Böyle de deli bir ablam var :) )
Neyse şu anda Ağustos sıcağında Sevil'e seni dışarı çıkartmamasını söyledik cünkü dışarısı 31 derece ile başlıyor ve gün ortalarında çok daha yükseliyor ve başına güneş geçmesinden korkuyoruz. O yüzden de tüm gün evde onunla olduğundan baban her akşam iş çıkışı seni alıp sahile parka götürüyor. Bu götürmelerde de bazen bisikletini yanına alıyor ve sen o minicik boyunla vızır vızır o bisikleti inanılmaz güzel kullanıyorsun. Geçen akşam yine o bisikletle dışarı çıkmıştık. Bu sefer ben de katılmıştım. küçük bir tepecik var oraya gidip sen kendini oradan gayet güzel bir şekilde aşağıya bırakıyorsun. O akşam birkaç bisikletli çocuk (5-6 yaşlarında) bisikletine takıldılar. "Aaa bu nasıl bir bisiklet, bakabilir miyiz" filan dediler. Sen birisine bisikletini verdin ve onun büyük bisikletine binmeye çalıştın :) O sırada çocuk da tepeden aşağıya birkaç kere inip kaydı. Sonra sen kendi bisikletini geri istedin çocuk verdi ve sen geri alınca ona "Merciii" dedin. Çocuk dönüp babana "Abi bu nereli" diye sormuş : )))))
Bu hikaye o kadar hoşuma gitti ama bir o kadar da düşündürdü. Seni nazik yetiştireyim derken acaba fazla mı nazik oldu :) Sana birkaç kere Teşekkürler dedirtmeyi denedim ama olmadı çıkmadı ben de en kolayı merci diye onu öğrettim. Ama o kadar güzel öğrendin ki artık ne verirsek verelim kim verirse versin aldığın zaman birisinin elinden birşey Merci diyorsun :)
Baban ve ben seninle inanılmaz gurur duyuyoruz :)
Nasıl anlamadım dediğini duyar gibiyim... Evet ben hamile olduğumu öğrendikten 3 ay sonra ablam, Dilekoş, sana bir tahta bisiklet aldı. Pedalsız huş ağacı renginde kırmızı seleli harika bir bisiklet.
(Bu arada araya bir extra hikaye sokmak istiyorum; Dilek bisikleti alırken üreten beyfendi sormuş çocuğunuz kaç yaşında seleyi ona göre ayarlayalım diye. Dilekoş da bebek daha 3 aylık ama hala anne karnında :) Adam o kadar şaşırmış ve o kadar gülmüş ki ilk defa böyle bir sipariş alıyorum demiş ve extradan indirim yapmış :) Böyle de deli bir ablam var :) )
Neyse şu anda Ağustos sıcağında Sevil'e seni dışarı çıkartmamasını söyledik cünkü dışarısı 31 derece ile başlıyor ve gün ortalarında çok daha yükseliyor ve başına güneş geçmesinden korkuyoruz. O yüzden de tüm gün evde onunla olduğundan baban her akşam iş çıkışı seni alıp sahile parka götürüyor. Bu götürmelerde de bazen bisikletini yanına alıyor ve sen o minicik boyunla vızır vızır o bisikleti inanılmaz güzel kullanıyorsun. Geçen akşam yine o bisikletle dışarı çıkmıştık. Bu sefer ben de katılmıştım. küçük bir tepecik var oraya gidip sen kendini oradan gayet güzel bir şekilde aşağıya bırakıyorsun. O akşam birkaç bisikletli çocuk (5-6 yaşlarında) bisikletine takıldılar. "Aaa bu nasıl bir bisiklet, bakabilir miyiz" filan dediler. Sen birisine bisikletini verdin ve onun büyük bisikletine binmeye çalıştın :) O sırada çocuk da tepeden aşağıya birkaç kere inip kaydı. Sonra sen kendi bisikletini geri istedin çocuk verdi ve sen geri alınca ona "Merciii" dedin. Çocuk dönüp babana "Abi bu nereli" diye sormuş : )))))
Bu hikaye o kadar hoşuma gitti ama bir o kadar da düşündürdü. Seni nazik yetiştireyim derken acaba fazla mı nazik oldu :) Sana birkaç kere Teşekkürler dedirtmeyi denedim ama olmadı çıkmadı ben de en kolayı merci diye onu öğrettim. Ama o kadar güzel öğrendin ki artık ne verirsek verelim kim verirse versin aldığın zaman birisinin elinden birşey Merci diyorsun :)
Baban ve ben seninle inanılmaz gurur duyuyoruz :)
21 Temmuz 2011 Perşembe
Büyüyorsun
Büyüdüğünü günden güne görüyorum :)
Eskiden acaba yatağın ortasına bir kapak gibi birşey mi koysak diye düşünüyordum yatağın içinde fazla dolaşma diye o kadar miniktin ki yatak senin galiba 3 katın filandı....
Eskiden seni kucağıma aldığımda gayet rahat hareket edebiliyorum ama şimdi benim yarımdan daha büyüksün :)
Kucağımda uyutuyorken seni şimdi yanımda yatarak uyutuyorum...
Ama bu sabah beni en çok sarsan o güzel ekşimiş ter kokun yok artık :(
Her sabah seni alır kucagıma enseni bir derin nefes çekerek koklardım. O ekşimiş ter kokun nasıl gelirdi bana anlatamam. Dünyanın en güzel kokusuydu o :) Ama şimdi bu sabah kokladığımda ne yazık ki yoktu o koku. Ter kokusu gitmişti aslında. Üzüldüm, dedim bebeğim büyüyor ve çocuk oluyor.
O harika ekşimsi ter kokunu özleyeceğim tatlım :)
Eskiden acaba yatağın ortasına bir kapak gibi birşey mi koysak diye düşünüyordum yatağın içinde fazla dolaşma diye o kadar miniktin ki yatak senin galiba 3 katın filandı....
Eskiden seni kucağıma aldığımda gayet rahat hareket edebiliyorum ama şimdi benim yarımdan daha büyüksün :)
Kucağımda uyutuyorken seni şimdi yanımda yatarak uyutuyorum...
Ama bu sabah beni en çok sarsan o güzel ekşimiş ter kokun yok artık :(
Her sabah seni alır kucagıma enseni bir derin nefes çekerek koklardım. O ekşimiş ter kokun nasıl gelirdi bana anlatamam. Dünyanın en güzel kokusuydu o :) Ama şimdi bu sabah kokladığımda ne yazık ki yoktu o koku. Ter kokusu gitmişti aslında. Üzüldüm, dedim bebeğim büyüyor ve çocuk oluyor.
O harika ekşimsi ter kokunu özleyeceğim tatlım :)
11 Temmuz 2011 Pazartesi
Apapot kolluk
Geçen sene sen harike bir şekilde kolluklarla havuzda yüzdün. Hem de hiç korkmadan kendini havuza atıyordun ister kolluklu ister kolluksuz :) Ama bu sene hiçbir şekilde sana kolluk takamadık. izin vermedin hatta hayırrrrr kolluk yok diye sürekli söyledin. Tatil boyunca sana yeni aldığımız bir tarafında ahtapot (sen onlara apapot diyorsun) bir tarafında balina çizimleri olan kollukları takmaya kalkıştıkca bağırdın ve kesinlikle kullanmadın. Üzüldüm çünkü geçen sene o kadar rahat olup bu sene nasıl bu kadar korktun anlamadım. Galiba tatilin ilk günü kaydıraktan babanla kayarken çok hızlı suya girdin ve birden çok şok oldun o yüzden de acaba korktun mu bilemedim? Bizim hatamızdı aslında çok hızlı ineceğinizi düşünemeden yanlış bir kaydıraktan kaydı suat ve senin yüz ifaden dehşetini anlatıyordu. Sonra tüm tatil ya cocuk havuzunda ya da bizim kucagımızdaydın. Geçen haftasonu çiftlikte yine ayağının bastığı yerde dolaşırken seni minik gemi gibi şişme bir bota koydum ve onunla korkmadan derin yerlerde yüzdün ama kollukları yine takmak istemedin. Bu haftasonu Suat yüzerken sen de girmek istedin. Baban seni kucagına aldı ve yüzerken ben de hadi sana kollukları takalım sen kendin yüz dedim ve sen de birşey demeyince hemen taktım ve önce babanın kolları arasında ama sonra kendi başına havuzu bir boydan bir boya geçtin. Haa bu arada da "Batu korkmuyoooo" dedin :)
Harikaydın ve beni nasıl mutlu ettin sana anlatamam :)
Bu arada videonu da çektim. Şansıma Batu korkmuyooo lafının da yakaladım.
Umarım bizim gibi (baban ve ben) suyu seversin ve bol bol yüzer & dalar & keyif yaparsın :)
Harikaydın ve beni nasıl mutlu ettin sana anlatamam :)
Bu arada videonu da çektim. Şansıma Batu korkmuyooo lafının da yakaladım.
Umarım bizim gibi (baban ve ben) suyu seversin ve bol bol yüzer & dalar & keyif yaparsın :)
İlkyardım
Cumartesi günü baban, arkadaşımız Fatoş ve ben evde muhabbet ediyorduk. Sen her zaman ki gibi kucagımda telefonla oynuyordun :) Arada Fatoş'la oynaşıyor arada TV seyrediyor arada da telefonla oyun oynuyordun. Bir ara sen Fatoş'la oynaşırken birden aşka geldin ve kafanı arkaya attın. Ve uzun zamandır babanla ikimizin korktuğu başıma geldi ve kafan burnuma çarptı. Çatırttt diye bir sesten sonra benim gözlerim karardı burnumu tuttum ve kanamasını bekledim. Allah'a şükür birden kanamadı sonradan az birşey kanadı ama sana o acıyı anlatamam. Ben acıdan ağlamaya başlayınca sen de birden ne olduğunu anlamadın ve korktun. Baban koştu bana buz getirdi bir tane de ağrı kesici ama ben burnumun acısından hiçbirşey göremiyordum. Ben buzu koydukca sen daha da korktun ve "annesiii buz kommaaaa" "annesiii ne olduuu" diye ağladın. Neyse biraz sakinleştikten sonra sen yine kucagıma tırmandın "tatlım burnum ufff oldu" dedikten sonra birden "bekle annesi" dedin sonra yine kendi kendine birşeyler mırıldandın ve ışık hızıyla arka odaya doğru koşmaya başladın. Biz tabii ne olduğunu anlamayıp acaba ne dedin diye düşürken sen yine ışık hızıyla koşarak geldin ve elindeki ilk yardım çantasını bana uzattın. Bizim halimizi görmeliydin :) Ben baban Fatoş şok olmuş bir şekilde sana bakarken sen "annesi bant annesi bant" dedin. Burnum uf olduğu için bant takmamı söylüyordun. Tabii o duruma ben acaip duygulandım ve gözlerim doldu :) Sen daha 2 yaşındasın daha ilk yardım çantası neymiş bilemezsin diye düşünüyorum ama sen bunu düşünüp gidip çekmeceden çantayı alıp verdin bana. Bence çok zekisin tatlım ve seninle inanılmaz gurur duyuyorum. Seni ayrıca inanılmaz da seviyorum :)
İyi ki varsın tatlım....
Burnu şişmiş ve hafif morarmış annen :)
İyi ki varsın tatlım....
Burnu şişmiş ve hafif morarmış annen :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)